bir varmış bir yokmuş
- Tarih: 11 Ağustos 2010 | Kategori: Denemeler | Yorumlar: 0 Yorum
bir pazar sabahı açıyorum gözlerimi, karşımda onun gözleri. yumuşacık yanaklarından öperek uyandırıyorum, sersemliğine aşık oluyorum bir kez daha. hava güneşli, mis gibi çimen kokuyor her yer. “bu havada evde duramayız ki” diyorum ve sarmaş dolaş çıkıyoruz evden. uzunca bir kahvaltı yapıyoruz birlikte, saatlerce sohbet ediyoruz. döndüğümüzde halledilmesi gereken ev işleri var, o hallediyor, bense hayran hayran seyrediyorum etrafı düzeltirken dans edişini. çaldığım müzikleri beğenmiyor, neyse ki istek parça kabul ediyorum…
yemek işi benim üstüme kalıyor ama şikayetçi olmak ne mümkün? tüm marifetlerimi sergiliyorum mutfakta. saatlerce uğraşıp hazırladığım yemeği bi çırpıda bitiriveriyoruz. çünkü sonrası daha keyifli; bir şişe şarap açıyoruz ve haftalardır arayıp sonunda bulduğumuz filmi izlemeye başlıyoruz. filmden umduğumuzu bulamıyoruz ama yine de homurdanarak izliyoruz sonuna kadar. senariste kızıyoruz, yönetmene kızıyoruz, oyunculara kızıyoruz. filmde hiçbir şey hayal ettiğimiz gibi değil…
film bitiyor ve gerçek hayata dönüyoruz tekrar. en gerçek biziz ve birbirimize en çok zevk veren şeyler de bizleriz. usulca öpüşlerle başlayan sevişmemizin sonunda zevkten mi yoksa sevgiden mi titrediğimizi kestiremiyoruz ve bunun aşkla sevişmenin en büyük hazzı olduğunu keşfediyoruz. o benim kollarımda uyuyakalıyor, ben de onun masum yüzünde dalıp gidiyorum…
aradan yıllar geçiyor…
hala aynı güzellik yüzünde, aynı heyecan içimde.
ben uzaktan seyrediyorum, ama o başkasının ellerinde…