rakının kafası başka,
şarabın başka,
biranın başka…
aşığın hüznü başka,
terkedilmişin başka,
terkedenin başka…
zenginin derdi başka,
fakirin başka…
aynı dünyada bambaşka hayatlarda,
aynı olaylarda bambaşka detaylarla,
kaybolmuş sürükleniyoruz be, sussak da konuşsak da ne fayda.
onun elleri başka, sıcaklığı başka, dokunuşu başka.
2009 keyifli bir yıldı, geride pek çok güzel anı bıraktım. 2010 ise daha yorucu bir yıl olacak benim için. Kariyerimi planlayıp kendime bir yol haritası çizeceğim kritik dönüm doktaları 2010′da beni bekliyor. Lafı fazla uzatmadan sizi aşağıdaki liste ile başbaşa bırakıyorum =)
ve 2009′u geride bırakırken;
Yılın hocası: Tabii ki Birol hoca =) (Japonca)
Yılın dersi: E-Commerce (IT434)
Yılın arkadaş seti: Şimdi tek tek isimlerinizi verip rencide etmek istemiyorum =)
Yılın aday grubu: Farkındayız. Adayız! =)
Yılın favori aktivitesi: Şile-Istanbul yolu =)
Yılın organizasyonu: Kızılay Hedef 25 Antalya Kampı
Yılın favori içkisi: Jack! (is back in town)
Yılın en çok tüketilen içkisi: Efes Fıçı Bira
Yılın kahvaltı mekanı: Ağva yolu üzerindeki gözlemeci =)
Yılın gazları: Hadi kalkın Burdur’a gidelim? & Hadi kalkın Antalya’ya gidelim?
Yılın süprizi: Mehmet Can Yavuz =)
Yılın sayısı: 787
Yılın konseri: MFÖ @ 13. Bahar Festivali
Yılın teknolojisi: özhophop wireless network
Yılın yazısı: Sapak.
Hepinize iyi yıllar diliyorum =)
Amacım şunu yaptım bunu yaptım demek değil, ancak son zamanlarda (seçim sürecinde) konuşulanlara cevap vermem gerektiğini hissettim. Işık Üniversitesinde Öğrenci Konseyi Başkanlığı yaptığım 2 yıl boyunca, Işık Üniversitesi Yönetiminde öğrencilerin daha iyi temsil edilmesi için elimden geleni fazlasıyla yaptım. Beni sevmeyebilirsiniz, gıcık olabilirsiniz, tarzımı beğenmiyor olabilirsiniz, ama kimse şunun aksini iddia edemez ki özellikle son 3 yıldır Işık Üniversitesi için çok şey yaptım. Read more…
vazgeçememek değil de, vazgeçmek istemiyorum senden. her daim olmasa da, ara ara düş aklıma istiyorum usulca. tereddütlerimi biriktiriyorum bir köşede, adına umut diyerek kandırıyorum kendimi. sürükleniyorum peşinden, ama her peşine düşüşümde bir sapak çıkıyor önüme. duruyorum tam ortasında, sövüyorum anasına avradına…
sanki diğer günler varmışsın gibi yine bir cumartesi sabahında yokluğuna hayıflanıyorum. çimen kokusunun toprak kokusuyla karışarak beni teselli etme çabası, yosun kokusu eşliğindeki kahvaltılarımızın hayalleri ile baş edemiyor. büyük masalardaki bir kuş sütü eksik kahvaltıların illüzyonu, çay simit ve sen kombinasyonunun yanına yaklaşamıyor.
sabırla bekliyorum.
istanbul’a dönüş vakti geldi, bir aksilik olmazsa yarın gece yurt odamda uyuyor olacağım. dönüş trafiği bile gözümü korkutmuyor. yaklaşık 1 aydır zonguldak’ta olmanın yorgunluğu var üzerimde. okula döndüğümde de -en azından ilk birkaç gün- dinlenmek için fırsatım olmayacak gibi görünüyor. ufak tefek de olsalar beni bekleyen pek çok iş var. neyse ki hepsi de keyifle yapacağım işler.
2 gündür, bayram sebebiyle dükkanın sakin oluşunu da fırsat bilerek 1-2 türk filmi izledim. ya ben giderek duygusallaşıyorum ya da türkiye iyi filmler yapmaya başlamış. hikayeler de anlatımlar da hiç fena değildi. elbette çok büyük teknik beklentiler içinde izlemezseniz.
istanbul’a döndüğümde görmek istediğim pek çok arkadaşım var, özledim lan sizi!
bazen çabalamak yerine sadece bir tesadüf beklersiniz.
birikir söylemek istedikleriniz,
nereden başlayacağınızı bilemezsiniz.
çok da zor değildir aslında,
ama büyü bozulsun istemezsiniz…
istiklal caddesi’nde favori mekanlarımdan olan mephisto’dayım. 3 gün süren yurt asistanları eğitiminden sonra zonguldak’a dönmek üzere otobüsümün hareket saatini bekliyorum. otobüs demişken, varan turizm’i seviyorum. tüm koltuklara dokunmatik LCD ekran (tahminen 9 inch) ve media player yerleştirmişler. Read more…
özgürlüktür, kendinizi boşluğa bıraktığınızda kucaklar sizi.
keşiftir, içinde başka dünyalar barındırır.
huzurdur, rahatlatır.
keyiftir, hafifletir.
ama doğru zaman değilse o an;
izin vermez ona dokunmanıza.
bilirsiniz o an kararmıştır deniz, soğuktur;
eğer yaklaşırsanız yutar sizi, gömer derinliklerine.
öylece bakakalırsınız, usulca seyredersiniz.
kendinizi ona bırakmaya cesaret edemezsiniz.
bir şey gelmez elinizden, güneşli günleri beklersiniz…
yaklaşık 1 haftadır, hatta tam olarak 1 haftadır zonguldak’tayım. her yıl olduğu gibi bu yıl da ağustos-eylül programım sabah 8 – akşam 8 arasında dükkanda, sonrasında ise evde pineklemekle geçiyor. malum ramazan ayında oluşumuzdan, dükkanda insanlarla uğraşmak şüphesiz ki daha çok sabır ve çaba gerektirecek. Read more…